Gezi: Ukrayna

September 27, 2008

Ukrayna’yı iki kez görme şansım oldu. İki farklı mevsimde, iki farklı şehri gezdim. İlk seyahatim kışın yerini bahara bıraktığı bir haftaya denk gelmişti. Gittiğim yer ise Harkiv adında bir şehirdi.

Kiev, Ukraine

Harkiv, Ukrayna’nın kuzeydoğusunda bulunuyor ve sonradan öğrendiğim kadarıyla 1.5 milyonluk nüfusuyla ülkenin en büyük ikinci büyük şehri. Şehirde dolaşırken ilk dikkatimi çeken caddelerin genişliği, binaların ihtişamı oldu. Tüm bu “görkem”den sıyrılıp daha dikkatli baktığınızda önce binaların bakımsızlığını fark ediyorsunuz. Ancak yine de bu durumun da kendine özgü garip bir çekiciliği var. Yani gezerken bir anda kendinizi 1970’lerin Sovyet Ukrayna’sında hissetmeniz hiç şaşırtıcı olmamalı.
İhtişamın en güzel örneğini Svoboda Meydanı’nda göreceksiniz. Avrupa’nın en büyük, hatta Çin’deki Tiananmen Meydanı’ndan sonra dünyanın en büyüğü olduğu söylenen bu alan şehrin merkezi konumunda. Burada ayrıca Gosprom binası da bulunuyor. Bu bina yapıldığı yıllarda tüm dünyada modern mimarinin en önemli yapılarından biri olarak bilinmiş. Svoboda Meydanı’nın en göz alıcı ve en yeni unsuru ise ironik biçimde nostalji içeriyor. Dev Lenin heykeli Harkivli gençlerin en önemli toplanma yerlerinden biri.

Lenin Statue, Kharkiv, Ukraine

Şehrin merkezine doğru ilerledikçe tarihi yapılarla karşılaşmaya başlıyorsunuz ve tabii ki modern hayatın ilk izleri de burada ortaya çıkıyor. Şehirde eğitim veren 20 kadar üniversiteyle Harkiv tam bir üniversite şehri görünümünde. Genç nüfus burasını her zaman hareketli tutmaya yetiyor. Açıkçası farklı mutfaklardan tatlar sunan sayısız kafe ve restoranlar sizi bile şaşırtabilir. Sadece şehir merkezinde değil, farklı mahallelerde de birkaç kadeh votka yudumlayacak yerler rahatlıkla bulunuyor. Neşeli Ukraynalıların yan masada akordeon eşliğinde halk şarkılarıyla coşmalarını izlemek gerçekten çok keyifli. Kültürel etkinliklerin çokluğundan ise hiç söz etmiyorum bile.
Svoboda Meydanı tarihi şehir merkezini dolaşmaya başlamak için de en iyi nokta aynı zamanda. Buradaki Sumskaya Caddesi boyunca yürümek tarihi mekânlarını görmek için zorunlu bir güzergah konumunda. Yolun sonuna ulaştığınızda sakin sakin akan Harkiv nehri karşılıyor sizi. Burası şehri en güzel anlatan yerlerden biri. Kıyısında sıralanmış bitişik nizamlı üç dört katlı apartmanlar, küçük köprünün üzerinden geçen tramvay, sakin sakin yüzen ördekler ve ağaçlı yolda koşuşturan insanlar… Harkiv kesinlikle keşfedilmeyi bekleyen bir şehir. Hem biraz doğulu, hem köklerine sadık hem de kültürünü güzel anlatan bir yer…

Khreshchatyk, Kiev, Ukraine 

Kiev ise çok daha batılı bir şehir görünümünde. Bu muhteşem şehri de sonbahar renkleri arasında görme şansım oldu. Borispol Havalimanı’ndan şehre doğru yolculuk ederken önce yoğun bir ormanın içinde yarım saat kadar yol alıyorsunuz. Bu ormanları oluşturan ağaçların tek tek elle dikildiğini öğrendiğiniz zaman ise hayranlığınız daha da artıyor. Tabii bu yeşil örtü merkeze doğru ilerledikçe azalıyor. Ama ağaçların  bizim İstanbul’un kat kat fazlası olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. 

Kiev, Ukraine 

Kiev’e giriş yapmak için öncelikle suyu geçmeniz gerekiyor. Volga ve Tuna’dan sonra Avrupa’nın en büyük üçüncü nehri olan Dinyeper, Kiev’in ayrılmaz bir parçası gibi duruyor.. Ukraynalıların bunu anlatmak için bize söylediği ilk şey “Kiev’i mutlaka bir de Dinyeper’den görmeniz gerekiyor” olmuştu. Kıyıdan şehre bakınca kiliselerin rengârenk kubbeleri, Sovyetler döneminden kalma dev binalar ve Kiev’in yeni yüzü, inşaat halindeki gökdelenler, hepsi tek bir karenin içine sığıyor. Şehrin ana damarı Khrescatyk Caddesi turistik bir tur için herkesin önerdiği ilk adres. Mimarideki Rus etkisini sadece turistik merkezde değil, halkın yaşam alanlarında da görmek mümkün. 1950’lerde tuğladan yapılan birkaç katlı, uzun binalar zaten her yerde kendini gösteriyor. Yolun hemen başlangıcında bulunan Besarabsky Rinok Çarşısı’nda yer alan halk pazarı, Kievlileri tanımak için de güzel bir başlangıç yeri olacaktır örneğin.

Motherland Statue, Kiev, Ukraine 

Cadde boyunca yürürken ara sokaklara girmek birçok küçük güzelliği de karşınıza çıkarıyor. Örneğin Kiev Passage; yan yana sıralanmış şık mağazalar ve kafeyi barındırıyor içinde. Khrescatyk Caddesi’nin sonunda, son yıllarda Ukrayna’nın en bilinen yeri haline gelen Özgürlük Meydanı’na ulaşacaksınız. Meydan birkaç yıl öncesinin Turuncu Devrimi’nin merkezi konumundaydı. Burası her daim kalabalık. Özellikle genç Ukraynalılar’ın en çok tercih ettiği ayak üstü sohbet yeri konumunda.
Kiev için yakıştırılan bir isimlerden biri de: “Altın Kubbeli Şehir.” Bunun nedeni her yerde karşınıza çıkan muhteşem katedral, manastır ve kiliselerin altın renkli çatıları. Dini yapıların yanısıra şehrin bohem mahallesi olan Andrevevsky Yokuşu’ndan aşağıya, limana doğru yürüyüş yapabilirsiniz. Burada hafta sonları bölgede yaşayan ressamlar tezgahlarını kurup tablolarını satıyor. Ukrayna Ulusal Sanat Müzesi, Kukla Tiyatrosu ve 108 metrelik Anavatan heykelinin gölgesindeki Savaş Tarihi Müzesi mutlaka görülmesi gereken yerler. Ha, Khreschaty parkındaki demirden gökkuşağının altından Dinyeper nehrini ve eski Kiev’i seyretmeyi de mutlaka deneyin. Ve mutlaka, bir altgeçite girin ve bir gün akordeon, bir gün akustik gitarıyla müzik yapan yaşlı adamın müziğini herkesle birlikte dinleyin. Kiev hakkında bilmeniz gereken her şey onda gizli.

İpuçları: Ukrayna’da şehirlerde ulaşımınızı sağlamak için en iyi yol metro. Sabah saat 5.30’da başlayan seferler gece yarısına kadar durmaksızın, küçük aralıklarla devam ediyor. Yemek çeşitliliği açısından sıkıntı yaşamayacağınız kesin. Böyle, açık büfe şeklinde çalışan ve onlarca çeşit yemek sunan birçok mekan bulunuyor. Ayrıca aklınızda bulunsun Kiev’de arabalar için her yer park alanı. Geniş kaldırımlarına aldanıp güvenli bir yolda yürüdüğünüzü düşünürken aniden karşınıza park etmeye çalışan bir otomobil çıkabilir, dikkatli olmanızda fayda var.

Mutlaka Görülmesi Gereken 10 Ada

April 22, 2008

Adaları severim. Adada olmak, na kadar medeni bir yer olursa olsun, dünyadan koptuğum hissini yaşatır. Yalnızlık, özgürlük, mutluluk vs. Yakın yerlerde birkaç adada bulunmama rağmen dünya üzerinde görülmeye değer birçok farklı ada bulunuyor. Bie sitedeki yazarlar "mutlaka görülmesi gereken 10 rüya gibi adayı seçmişler. Ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Liste ise şöyle birşey:

1.  Caprera Island, Sardinia, Italy
2.  Santorini, Greece
3.  Cocoa Island, Maldives
4.  Cousine Island, Seychelles
5.  Capri, Italy
6.  Kauai, Hawaii
7.  South Beach, Miami, Florida
8.  Ihuru Island, Maldives
9.  Bora Bora, French Polynesia
10. The Similan Islands, Thailand

Dünyanın Dört Yanından İlginç Oteller

October 24, 2007

Bir süre önce pek sevdiğim The Cool Hunter‘in Türkçe versiyonu açılmıştı. Yerli bloglarda da bolca haberi yapıldı zaten. Günlük yaşam, tasarım, sanat,etkinlikler vs. gibi birçok konuda ilginç haberlerin yeraldığı, ufkumuzu genişleten sitedeki bölümlerden biri de seyahat. Bu bölümde tanıtılan birbirinden ilginç otelleri gezginlerin mutlaka görmeleri gerektiğini düşünüyorum. Hani asla oralara gidemesek bile!…

3 Boyutlu Sanal Tur

September 24, 2007

Rio De Janeiro


panoramas.dk
sitesinin yaptığı tam olarak sanal turlar düzenlemesi. Daha açık söylemek gerekirse herhangi bir mekanın (bina, dağ, meydan, herhangi bir olay vs.) her açıdan çekilen fotoğrafları birleştiriliyor, böylece ilgili sayfayı açtığımızda bilgisayar faresi sayesinde aynı oradaymışız gibi dolaşıyoruz. Dünyanın yeni 7 harikasını "yerinde" görmek için veya başka muhteşem yerleri keşfetmek harika bir şey. Sitede benzer sayfalara birkaç bağlantı mevcut. Ayrıca sürekli gelişen viewat.org sitesine de bakmakta yarar var. Tabii gigapan.com ve 360cities.net de unutulmamalı. 

Not: Bilgisayarınızda Quicktime veya flash yüklü olması gerekiyor.  

Gezi: Sharm El Sheikh

July 21, 2007

Uzun zamandır gezi yazıları yazmak istiyordum. Ancak bir türlü başlayamadım. İlk yazımı geçtiğimiz yıl görme şansım olan Mısır’ın Sharm El Sheikh şehri olsun istedim.

Palmiyeler

Öncelikle iki kıta arasında yolculuk yapıldığı düşünülürse uçuş süresi şaşırtıcı bir biçimde kısa sürüyor. İstanbul’dan havalandıktan sadece bir buçuk saat kadar sonra Sharm’a inmiştik bile. Ancak asıl sürpriz toprağa ayak bastıktan sonra gerçekleşti. Yüze çarpan sıcak hava beklediğim birşeydi ancak içimde küçük bir mutluluk dalgası yaratan o kokuyu kesinlikle beklemiyordum. Sonradan öğrendiğim ve test ettiğim bu koku nargilelerden geliyordu.

Günün Sonu

Hava alanından şehre ulaşmak biraz zaman alıyor. Ancak etrafı seyrederken yarım saatlık yolculuk hemen bitmesini biliyor. Sharm’ın gerçek yüzünü sabah daha iyi fark ediyorsunuz. Şehir aslında sadece otellerden kurulu. Dünyanın neredeyse tüm büyük, ünlü otel zincirinin burada şubeleri bulunuyor. Şehrin merkezi ise birkaç geniş caddeden oluşmasına rağmen burada yeme, içme, eğlenme ve alışveriş namına herşeyi bulmanız mümkün. Sharm’da gündüzleri yapılacak fazla birşey yok aslında. Herkesin yaptığını, yani denize girmekten başka. Tabii önce tümü şehir merkezinde olan plajlara ulaşmanız gerekiyor. Bazı şanslı otellerin kendi plajları da bulunuyor, diğerleri ise her yarım saate bir kaldırdıkları araçlarla müşterilerini merkezdeki plajlarına taşıyor.

Şehirde Gece

Şehirde hayat asıl gece başlıyor diyebiliriz. Akşam saat sekizden sonra Naama Bay isimli şehir merkezinin caddelerinin her yeri insanla doluyor ve sabahın ilk ışıklarına kadar da boşalmıyor. Pasha ve Hard Rock Cafe gibi dünyaca ünlü mekanlar burada da çok tutuluyor. Tabii buralarda eğlenebilmek için biraz da paranız olması gerekiyor. Ziraa girişler biraz pahalı.

Çöl

Sharm El Sheikh aslında oldukça yeni bir şehir. Kurulalı sadece 40 yıl kadar olmuş. Burayı keşfeden İtalyanların ağırlığını zaten şehri gezerken hemen hissediyorsunuz. İtalyanca neredeyse ikinci dil olmuş, keza tabelalar ve yemekler de öyle. Zaten Sharm da bildiğiniz Mısır şehirlerine benzemiyor. Burada piramit veya Arap kültürüne dair birşey görmeniz çok zor. Tam bir Avrupa şehri görünümünde çünkü. Burada konuştuğumuz tüm Mısırlılar ise Sharma’a çalışmaya gelmişler. Burada Arap Yarımadasında olduğunuzu hatırlatacak tek şey çöl olacaktır. Şahsen çölde atv araçlarıyla akşamüzeri yaptığımız safarinin çok zevkli geçtiğini söyleyebilirim. Yalnız bu etkinliğe katılacaksanız mutlaka gözlerinizi ve ağzınızı koruyacak birşeyleri de yanınıza alın. Çünkü her yer toz. Sharm’ın asıl ünü dünyanın en güzel dalış yerlerinden biri olmasından dolayı geliyor. Kızıldeniz’in çok güzel bir sahilinde kurulu olması buraya büyülü bir güzellik katıyor. Özellikle Ras Mohammed Su Altı Milli Parkı görülmeye değer bir yer. Yüzlerce, abartmak gerekirse binlerce büyük-küçük farklı çeşitte balık suya girer girmez etrafınızı sarıyor. Tabii benim gibi yüzme bilmeyenler için bu bir tür işkenceye dönüşüyor. Tek tesellim tabanı kalın cam ile kaplı "glassboat"lar sayesinde denizin altındaki hayatı ve muhteşem mercanları görmüş olmam oldu. Tabii dalgıçlığı iyi bilenlerin ve döndükten sonra köpekbalığı gördüklerini söylemeleri (Kızıldeniz’in köpekbalıklarının ana yurdu olduğunu okumuştum bir yerlerde) kıskançlığımı hiç azaltmadı. Mercan demişken bir uyarı yapmak gerekiyor. Sakın koparayım demeyin. Başınız kanunlarla çok ciddi derde girebilir. Tabii sağlığınız için her balığa da dokunmamanızı tavsiye ederim. Sonuç olarak Sharm El Sheikh’i sevdim ancak tekrar gitme imkanım olursa kesinlikle önce yüzmeyi öğrenmem gerekecek.

İpuçları:
Taksiler pazarlık usulü çalışıyor. Yemeklerin tadı ise biraz tuzlu. En azından benim damak tadıma göre öyleydi. Satıcılara da çok prim vermeyin. Israrcılar. Bir de çöle çıkarsanız Bedevi çayını mutlaka deneyin. Muhteşem bir lezzet.