Online Sinema Dergileri

February 28, 2009

Sanırım bu tamamen bir alışkanlık meselesi olsa da, basılı yayınları (yani kağıt üzerinde olanları) internette yayın yapanlara göre daha çok tercih ediyorum. Tabii bu durum online olarak yayınlanan dergilerin kötü olduğu anlamını taşımıyor. Birçoğunun içeriği oldukça tatmin edici ve para ile satılan yayınlara güzel alternatif oluşturuyorlar. Sinema ile ilgili internette artık sınırsız kaynağa ulaşılabiliyor. Tabii ki bu yayınları daha özel kılarak ve online dergi foramtında sunanlar da var. Ayrıntılı incelemeler, dosya konuları vs. gibi içerikleriyle sadece haber yayınlayan sitelerden bu yayınları farklı kılıyor. Benim gibi arada bir de olsa bu gibi yayınları takip edenler varsa altta linklerini verdiğim iki tane Türkçe yayın yapan online sinema dergisine göz atmalarını tavsiye edebilirim…

Sinemalife Cinedergi

2009′da Sinemalarda

January 5, 2009

Geçtiğimiz yılın başında yaptığım derlemede önerdiğim 30 filmden birkaçının gösterimi bu yıla ertelenerek beni yanılttı. Ayrıca izlediklerimden birkaç tanesi beklediğimden kötü filmler oldu. Tabii adını hiç duymadığım ancak sevdiklerim de oldu. Umarım 2009′da zevk alarak izleyeceğimiz filmler çok olur. İşte 2009 yılının beklenen filmleri…

  • Bu yıl da sevilen fantastik romanların sinema uyarlamalarını aynen izlemeye devam edeceğiz. Bu filmler arasında ilk dikkatimi çeken Inkheart oldu. 2008′in son aylarında çok ses getiren Twilight’ın ikinci filmi New Moon‘u ise izlemek için biraz bekleyeceğiz. Dan Brown’un Angels & Demons‘u ise Mayıs’ta sinemalarda olacak. Gösterimi bu yıla sarkan Harry Potter’ın altıncı kitabından uyarlanan Half-Blood Prince ise Temmuz’da izlenebilecek.
  • Bilimkurguda bu yıl güzel filmlerin geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Örneğin 11′inci Star Trek filmini sonunda izleyebileceğiz. Terminator: Salvation‘da Hollywood’un favori ayı olan Mayıs’ta gösterime girecek. Roland Emmerich’in yeni filmi 2012‘nin hayal kırıklığı olup olmayacağını hep beraber göreceğiz. Moon, Knowing ve The Road ise hem kadroları hem de konularıyla beklenenler listesine alınabilecek yapımlar gibi görünüyor. Ancak benim bu yıki en merak ettiğim film kesinlikle James Cameron’un Avatar‘ı.
  • Uzakdoğu sineması herzamanki gibi güzel filmler çıkaracaktır. Ancak benim listemde yer alan filmlerin tamamı aksiyon türünde. Red Cliff filminin ikinci bölümü, geçtiğimiz yıl için yazdığım ancak izleyemediğimiz anime uyarlamaları Blood The Last Vampire ve fragmanlarından hiç beğenmediğim Dragonball da beklenebilecek filmlerden birkaçı. Ha unutmadan kült wuxia filmlerinden Storm Riders’ın devamı olan The Storm Warriors‘ı ve Yuen Woo-Ping’in True Legend‘ini de not almakta fayda var. 
  • Çizgi roman uyarlamaları da bu yıl tam hız devam ediyor. En çok bekleneni ise  X-Men Origins: Wolverine sanırım. Benim hasretle beklediğim uyarlama ise Watchmen. Büyüklere çizgi roman, yani hikayesinde süperkahramanı olmayan, daha sert çizgi romandan filme aktarılan iki dikkat çekici hikaye ise Whiteout ve Kick-Ass filmleri olarak öne çıkıyor. Bu arada yakın gelecekte geçen Bruce Willis’in yeni filmi Surrogates‘u da es geçmemek gerekiyor. 
  • Bu yıl Transformers’in devam filmi Revenge of the Fallen‘i de görebileceğiz. Oyuncak dünyasından sinemaya aktarılan bir başka film ise G.I. Joe: Rise of Cobra.
  • Korku sinemasında çok daha iyi örnekler olacağını düşünsem de iki efsanenin, yani Friday The 13th ve Rob Zombie’nin Halloween 2’si yeniden çevirimleriyle beklenenler arasında yer alıyor. 
  • Araştırma yaparken karşıma çıkan ilgi çekici filmler arasında ilginç konulu The Imaginarium of Doctor Parnassus, "kayıp dünya" temalı Land of the Lost, antik Mısır temalı Agora, Tarantino’nun İkinci Dünya Savaşı yorumu olan Inglourious Basterds, 1930′ların mafya dünyasını görebileceğimiz Public Enemies, kurt adamın yeniden hatırlandığı The Wolf Man, Martin Scorsese’nin 1950′lerde bir adada sıkışan akli dengesi bozuk katil ve peşindeki polisin hikayesi olan Shutter Island, bu yılın iddialı müzikali Nine, Sherlock Holmes‘un yeni uyarlaması ve bonus filmler olarak The Lovely Bones ayrıca Ninja Assassin‘ı sayabilirim.
  • Bu yıl listemdeki en kalabalık yeri animasyonlara ayırmak istiyorum. Pixar’dan Up, Osamu Tezuka’nın efsane mangasından uyarlanan Astro Boy, Ice Age serisinin üçüncüsü, B filmlerine göndermelerde bulunan Mosters vs Aliens ve Coraline animasyonlar arasından öne çıkan filmler. Fantastic Mr. Fox, 9, A Christmas Carol ve özellikle Metropia da bence izlenmeye, en azından denemeye değer filmler olacak.

Sinemada Otomobil Büyüsü

December 31, 2008

30′uncu yaşını sadece birkaç yıl önce devirmiş biri olarak asla otomobillere öyle özel bir ilgi duymadım. Ehliyetimi bile bir yıl önce aldığımı söylersem ilgi derecemi daha iyi anlamış olursunuz. Buna rağmen sinema filmlerinde otomobilleri izlemekten büyük zevk aldığımı da itiraf etmem gerekiyor. Bu yıl gösterilen birkaç filmde otomobiller neredeyse ana rolleri kapınca, hemen sinema tarihinde yer etmiş büyüleyici motor sesli filmleri hatırlamaya başladım. Aklıma hemen "Knight Rider" geldi nedense. Bir televizyon dizisi olmasına rağmen birçoğumuz için unutulmayan olduğu bir gerçek.

Vanishing Point (1971) 

Listeye kesinlkle girmeye hakeden filmlerden ilki 1971 yapımı "Vanishing Point". Dodge Challenger’in sürücüsü Kowalski’nin durdurak bilmeyen Amerikan otobanlarındaki yolculuğu seyredene büyük keyif veriyor. Otomobiller kullanıldıkları dönemleri analatabilmek için de referans noktası oluşturuyor. Örneğin "American Graffiti" filmi, 1960′lı yılların havasını çok güzel yansıtıyor. Elbette otomobil deyince en sık akla gelen klişelerden biri de hırsız-polis kovalamacaları oluyor. "The Italian Job" filmindeki Mini Cooper’ların bir soygunda bukadar önemli bir görev alabilecekleri kimin aklına gelebilir ki. "Gone in 60 Seconds" filminde ise otomobiller hedef konumuna dönüyor. Bir hırsızlık çetesi çok kısa bir sürede tam 100 adet otomobil çalabilir mi sizce? Filme göre eğer Ford Mustang kulanıyorsanız yakalanmayacağınız kesin. Bu harika aracın başrolleri paylaştığı bir başka kült film ise "Bullitt". Steve McQueen’in ve Ford Mustang’ın karizması bir olunca San Francisco’nun yokuşlu yolları bile hiçbirşeye engel olamıyor. 1971 yılında Oscar’ları süpüren "The French Connection" ise en iyi polisye filmlerden biri olarak kabul ediliyor.

Mad Max 2: The Road Warrior (1981) 

Elbette tüm otomobilli filmler dram veya polisiye değil. Eğlenmek isteyenler "Smokey and the Bandit" ve zengin kadrosuyla "Cannonball Run"ı, korkmak isteyenler ise Stephan King’in yazılarından canlanan "Christine"yi izleyebelir. Otomobiller bilimkurgu türünde de sık sık kullanılıyor. "Mad Max" serisinin ikinci filminde "Road Warrior" Mel Gibson’un geleceğin dünyasındaki tozlu yolları aşındırırken ve adalet dağıtırken en büyük desteği altındaki araçtan aldığı bir gerçek. Yine "Terminatör" ve "Matrix" serilerinde de otomobiller kahramanlara hayatta kalmaları için yardım ediyor.

Christine (1983) 

Otomobil deyince çizgili filmleri de unutmamak gerekiyor. Anime serisi olarak "Speed Racer" ve "Intial D", animasyon filmi olarak da "Cars" ve daha eski bir örnek olan "Grand Prix" hemen kendilerini hatırlatmayı biliyor. Tabii ki kötülerle savaşırken tekerlekleri tercih eden "Transformers"ları da unutmamak gerekiyor. Otomobiller garip hallere de büründü zaman zaman. Bazen "Batman"deki gibi bir süperkahramanın teknoloji harikası aracı oldu. Gizli bir ajanın kimliği oldu (James Bond). Bazen sahiplerini "Ghostbusters"da olduğu gibi sahiplerini hayalet avlamaya götürdü. Elbette yol filmlerinde de özgürlüğü arayanları, düşünmeden yol alanların kılavuzu da oldu otomobiller (Thelma & Louise). Hatta geleceğe ve geçmişe yolculuk etmemizi bile sağladı (Back to the Future). DeLorean birtanedir. Otomobiller değişse bile "The Driver" ve "Death Race 2000" gibi klasikleri, "Bourne", "The Blues Brothers"ta veya "Ronin"de arabalarla yapılan kovalamaca sahnelerinin herzaman hatırlayan birileri olacaktır. En azından ben unutmayacağımı söyleyebilirim. 

Tüm Zamanların En İyi Gişe Yapan Filmler

October 5, 2008

Başlık konuyu yeterince açıklıyor zaten. Bu bildiri benim gibi kafası birşeye takılıp, çözene / sonuca ulaşana kadar durmayanlar için. Burada dünyanın en çok izlenen yabancı filmlerini, burada ise aynı konu hakkında Türk filmlerinin listelerine ulaşabilirsiniz. 

1980′ler: Korku Sinemasının Altın Çağı

May 31, 2008

Aslında çok sıkı takipçisi olmasam da korku sinemasını her zaman sevmişimdir. Son yıllarda özellikle uzakdoğu ülkelerinden çıkan yeni nesil korku filmleri gitgide daha çok ilgi çekmeye başladı. Doğal olarak Hollywood da hemen bunlara el attı. Çünkü bu tür için, birkaç başarılı örnek dışında, neredeyse boş geçen 10-15 yıldan sonra bu yeniden yükseliş anlamına gelebilirdi. Ancak nedense yeni nesil korku filmlerinden asla 1980′lerde izlediklerim kadar tat alamadım.
A Nightmare on Elm Street
Belki de bu durumun sebebi bugünkü filmlerin neredeyse sadizm kokan sahnelerinin, çok gerçekçi bir şekilde sunulması olabilir diye düşünüyorum. 20 yıl kadar önce çekilen filmler de çok kanlıydı aslında. Ancak yine de bugüne nazaran daha yumuşak havaları vardı. 10-12 yaşında bir çocuk olarak izlediğim Freddy Kruger’dan sonra asla uykuya dalmayı korkmadım örneğin. "A Nightmare on Elm Street" 80′li yılların en çok ses getiren korku filmlerinden biri olmuştu. Tabii bir de "Friday the 13th" vardı. Buz Hokey maskesi takan seri katil Jason Voorhees bir göl kıyısında ortalığı kana buladıktan sonra bir düzüne kadar filminin daha çekilmesinin yolunu da açtı. Bu kural o dönemde ortaya çıkan birçok film için geçerli oldu. Başka bir deyişle işin cılkı çıktı.
Halloween
Aslında herşey 1970′li yılların sonlarında başladı. Önce "The Exorcist", sonra da beyaz maskeli Michael Myers’ın sürüklediği "Halloween" filmleri yakaladıkları gişelerden sonra hem türün yolunu açmış oldular, hem de yeni temellerini oluşturdular. Din üzerine kurulu senaryolar ve zeki-yenilmez seri katiller filmlerin ana konusu olup çıktılar. Devam filmleri çekildikçe korkunun türü hafiften fantaziye de kaymaya başladı. Defalarca durdurulan kötü adam tekrar ve tekrar binbir değişik yolla diriliyordu. Uzayan seriler ise aslında kısıtlı bir malzeme sağlayan korku türünde klişelerin doğmasına sebep oldu. Örneğin "Scream" serisinde bu klişeler çok güzel anlatılmıştı bence. En son izlediğimiz "Grindhouse" ise bu konuda hoş bir lezzet bıraktı açıkçası.
Evil Dead
Örneğin "Omen"de ve "Children of the Corn"daki gibi çocuklar korkutan oldular defalarca. Teen-slasher türünün en iyilerinden sayılabilecek "Evil Dead" serisi ise gençleri işin içine katarak senaryolara hareket getirdi. Tabii "dead" serilerinde zombiler hala aramızda dolaşıyordu. Tabii kurtadamlar, hayaletler ve vampirler de asla eksik olmadılar sinema perdeleriden. "Alien" ve  "The Fly" gibi bilimkurguya daha yakın olan filmlerde yüksek dozda gerilim öğesi kullanılarak filmlerin temposu hep yüksek tutuldu. Tabii evrim geçirmiş vahşi çeşitli türlerden hayvanlar da 1980′li yılların korku sinemasının kollarından birini oluşturdu. "The Texas Chain Saw Massacre" ve "The Amityville Horror" gibi klasikler bugünlerde yeni çekilmiş halleriyle tekrar türü sevenlerin karşısına çıkıyor. "Hellraiser", "The Shining", "The Thing", "Poltergeist" ve "Re-Animator" gibi nice güzel film şimdi izleyince biraz komik gelse bile hala kalbimizde özel bir yere sahip. Artık eskisi gibi bizi korkutmasalar bile…