Geleceğin Yaşam Alanları: Yüzen Şehirler

June 30, 2008

Lilypad

Geçtiğimiz günlerde birkaç yerde bir haber okudum. Olayın özeti kısaca, küresel ısınmanın yolaçtığı ısı artışı sonucu eriyen buzular deniz seviyesini yükseltecek. Bunun sonucunda da birçok kara parçası sualtında kalacak. Bu aslında yeni bir bilgi değil. Uzun yıllardır tartışılan bir konu. Haberde buna önlem olarak deniz ve okyanusların üzerinde kurulması düşünülen "yüzen şehirlerle" çözüm arandığı yazıyordu. Lilypad denen bu şehirlerde adeta yaşayan canlılar olacakmış. İhtiyacı olan enerjiyi kendi üretecek, insanların yaşaması için ihtiyacı olan gıdalar için sualtı çiftlikleri kurulacak. Tüm bunları okuyunca önce Jules Verne’nin Yüzen Şehir isimli kitabı geldi aklıma. Sonra ise benim için gelmişgeçmiş en güzel bilimkurgu dizilerinden olan SeaQuest’i anımsadım. İkisi de yıllar öncesinde su yüzeyinde ve sualtındaki yaşam üzerine kurgulanmıştı. Üstte bahsi geçen haber sadece bir tasarım şimdilik. Bu fikir hayata geçer mi bilmiyorum ancak korkulan olursa geleceği şimdiden hayal edebiliyorum sanırım…

İnsanlar Olmasaydı…

January 31, 2008

Herşey doğar, gelişir ve yokolur… Bu devirdaim insanlık nesli için de geçerli kuşkusuz. Peki biz olmasaydık dünya nasıl olurdu acaba. Birkaç yıl önce televizyonda izlediğim ve adını hatırlayamadığım bir belgesel buna bir cevap veriyordu. Anlatılan konu Avrupa’nın doğasıydı. Sanırım Polonya’nın sık ormanlarından birinin derinliklerinde savaş döneminde sınır karakolu olarak kullanılan bir binayı gösteriyordu. Bina geçen sadece 50 yıladan biraz fazla zamanda çökmeye yakın bir hal almıştı. Duvarlarından otlar yeşermiş. Çürümüş demir dolaplar hayvanlara barınak olmuştu. Profesör Alan Weisman da tam olarak bu konuda hakkında yazdığı “World Without Us” isimli kitabında doğanın “herşeye rağmen” kendini kurtarabileceğini söylüyor. Aynı belgeselde anlatıldığı gibi. Geçtiğimiz yıl birçok yerde işlenen bu konu yakın ve uzak gelecek hakkında birçok gerçekçi ipucu sunuyor. Tahminlere göre 5 milyar yaşındaki dünyamızın insanlar olmadan yaşayacağı tahmini 4.5 milyar yılda neler olacağını ayrıntılarıyla anlatan güzel bir tercümeye buradan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca evinizin geçireceği değişimi de alttaki videodan izleyebilirsiniz…


Dinozorlar’ı Kim Sevmez Ki?

December 30, 2007

Dinosaur
Sebebini bilmiyorum ancak çocukluğumdan beri dinozorları hep sevmişimdir… Onlarla ilgili olan her film, kitap, fotoğraf, haber vs. yakaladığım zaman pür dikkat kesilirim hemen. Sanırım bu durum herkes için geçerli olmasa da bilinen tarihten önceki yaşamı merak eden herkeste birazcık vardır. Daha gerçekçi olmak gerekirse dinozorların hala keşfedilecek birçok sır barındırması onları herkes için ilgi çekici kılmaya yetiyor.
Dakota Dinozor Mumyası

Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haber bu merakımı hemen canlandırmaya yetti. Efendim, Amerika’da bulunan bir dinozor kalıntısı bu dev hayvanlar hakkında bildiğimizden çok fazlasını öğrenmemizi sağlayacakmış.Nedeni ise bulunan şeyin dinozorun kemikleri değil mumyalaşmış vücudu olmasıymış. Yani neredeyse tamamen korunmuş bir dinozor! Bu muhteşem bir şey!İlk bulgulara göre sanılandan daha uzun, daha iri hayvanlarmış dinozorlar. Kemik yapıları da değişikmiş. Kemikleri arasında yer alan bir boşluk daha elastik olmalarını sağlıyormuş. Araştırmalar sürüyormuş hala. Fakat çıkan sonuçlar kesinlikle bugüne kadar bildiklerimizi değiştirecekmiş. Merakla bekliyoruz.

Dinozor türleri ile ilgili bir listeye buradan göz atabilirsiniz..

Gökdelen Çiftlikleri

December 5, 2007

Skyfarm

Gökdelen çiftliklerini duymuş muydunuz? İlk örnekleri yavaş yavaş yapılmaya başlanan bu binalar gelecekteki tüm besin ihtiyaçlarımızı sağlamaya adaylar. Gerçi büyük bir şehrin merkesi belki domates ve biber yetiştirmek için seçilecek en iyi yer değil. Hatta sayısız süpermarket ve restoran arasında kaybolabilirsiniz de. Ancak buralara tüketime sunulan her zeytin tanesi veya yumurtanın şehre ulaşması için en uzak bölgelerinden binlerce kilometre yol katetmesi gerekiyor. Bu elbette bir sorun değil. Asıl dert hızla büyüyen gezegen nüfusuna yeterli olacak miktarda üretimi gerçekleştirmek. Çünkü tahminlere göre 2050’de tüm dünya nüfusunun yüzde 80’inin şehirlerde yaşayacağı öngörülüyor. Buna karşılık ise üretim yapılan topraklar ters oranda azalacak ve tüm bu insanları doyurmaya yetmeyecek. İşte bu büyük soruna bilim insanlarının geliştirdiği "gökdelen çiftlikleri" projesi  ilginç bir çözüm yolu sunuyor. Metropolün ortasında inşa edilecek, içinde organik meyve ve sebze, hatta hayvanların yetiştireleceği bir gökdelen.

Skyfarm 2

Bu gökdelenler fazlasıyla futuristik görünüyor yazılanlara göre. Ancak düşününce hiç de mantıksız değil planlananlar. Metalden iskele üzerine oturtulmuş, çevresi duvar yerine cam ile kaplanmış, çatısında güneşi takip eden dev bir kollektörü olan 30 katlı bir bina düşünün. Binanın her katında ise çalışma ofislerinin yerine, üzerinde meyve, sebze veya buğdayın yetiştiği geniş tarlaların bulunduğunu hayal edin. Bu yeşil alanların hayatta kalabilmesi için hem tavandan yağmur şeklinde, hem de kanallarla sulanıyor olacak. Ayrıca bu su aynı gerçek hayattaki gibi bir devir daim yaratılarak (buharlaşma, yoğunlaşma ve tekrar sıvı hali) tekrar işlenecek ve tekrar kullanılabilecek. Bilgisayar kontrollü ana merkezde ise ürünlere ait veriler toplanacak ve ısı ayarı yapılacak. Elektronik gözler meyve ve sebzeler olgunlaşınca tanıyabilecek, böylece hasat yapılabilecek. Ürünler toplandıktan sonra ise artan çürümüş kökler ve dökülen yapraklar işlenerek binanın enerji ihtiyacı için kullanılacak. Binanın camdan duvarlarından gelecek gerçek güneş engellenmesin diye yapışan tozları engellemek için ince bir tabaka titanium oksid ile kaplanacak. 

Skyfarm 3

Tüm bu yazdıklarım size fazlasıyla suni görünebilir ancak gökdelen çiftliğinde tamamen organik ürünler yetiştirilmesi amaçlanıyor. Proje şimdilik sadece fikir aşamasında olsa da gelecek bu planın başarılı olmasında saklı. Hem ekonomik açıdan hem de insanlığın geleceği bakımından. Örneğin sadece New York’ta "gökdelen çiftliklerinden" 150 tane bina yapılırsa burada üretilen ürünler tam bir yıl boyunca tüm şehri doyurmaya yetecek.

Kaynak

Voyager: Uzayda 30 Yıl

October 24, 2007

Aslında bu yazıyı yazmakta bir aydan fazla geç kaldım. Fakat hikayenin bana verdiği hazzı hissettikçe yazma ihtiyacı duydum.

Voyager

Herşey 1977 yılının sonbaharında başlamıştı. O günlerde, uzaya çıkışın 20′nci yıldönümünde Voyager adı verilen bir proje hayata geçirildi. Voyager 1 ve Voyager 2 ismi verilen iki uzay sondasının amacı Jüpiter ve Satürn’ü yakından incelemekti. İçindeki kendi kendine enerji üreten sistemine rağmen görevin kısa süreceği öngörülmüştü. Ancak bu gerçekleşmedi. Ve tam 30 yıldır iki kardeş uzayda hala yol alıyor.

Saturn

Yolculukları boyunca uzay bilimleri adına büyük katkı yaptı iki uzay aracı. Tam 13 milyar kilometre yol yapan Voyager 1 ve 2 Jüpiter ve Satürn’ün yanısıra Neptün ve Uranüs ile ilgili de çok değerli fotoğraflar gönderdiler. Alınan verilere göre yeni tespitler yapıldı. Daha önce bilinmeyen uydular keşfedildi.

Voyager Golden Record

Bugün Voyager 2 artık Güneş Sistemi’nin dışında yol alıyor. Voyager 1 ise çok yakında evini terkedecek. Ancak hala bir amaçları var. 1977 yılında yola çıkarken NASA’nın araçların içine yerleştirdiği ilginç bir nesne, altından yapılmış özel bir plak önemli bir görev üstleniyordu. İçerisinde kayıtılı olan 55 farklı dildeki dostluk mesajları, fotoğraflar, dünyanın en güzel şarkıları ve doğayı anlatan sesler belki de hiç bitmeyecek olan bu yolculukta dünya dışı varlıklara insan ırkının kendisini, yani hayatı anlatması gerekiyordu. Voyager 1 ve 2 bu görevi başarabilirler mı tahmin edemiyeceğim. Ancak 30 yıl önce başladıkları yolculuklarındaki amaçlarını çoktan başardıkları bir gerçek.

...