Mutlu Yıllar !!!December 31, 2008
2009 nasıl geçer bilemiyorum ancak 2008 yılından daha iyi olmasını dilerim. İyi Seneler…
- Yaygara | Saat: 9:56 pm | del.icio.us |Yorum Yok »
2009 nasıl geçer bilemiyorum ancak 2008 yılından daha iyi olmasını dilerim. İyi Seneler…
Eğer bilgisayardan iyi anlıyorsanız herkesin sizin peşinizden nasıl koştuğunu hayal edebiliyorum. Bu gibi durumlarda her yere yetişemiyorsanız çözüm olarak Team Viewer isimli programı kullanmanızı önerebilirim. "screen sharing" yani ekran paylaşımı programı olan Team Viewer sayesinde arkadaşınızın bilgisayarına kolayca bağlanabiliyorsunuz ve tüm ayarlarıyla oynayabiliyorsunuz. Dosya transferi de yapabilen programın kullanımı çok basit ve birçok ayara izin veriyor. Açıldığı zaman dört rakamlı bir şifre ve bir kimlik numarası veren programa bağlanmak için bunları karşıdan almanız ve kendi programınızdaki ilgili yerlere girmeniz gerekiyor. Saniyeler içerisinde tüm kontrol sizde olacaktır. Mesafeler önemli değil. Tabii karşı bilgisayarın kullanıcsı izin verdiği sürece. Program çok küçük bir boyuta sahip ve tabii ki kurulumsuz versiyonu da bulunuyor. İndir…
2008 yılında internette en çok ilgi çeken teknolojik trender microblogging ve "live stream" yani canlı yayınlar oldu bence. Youtube’nin bile canlı video yayını imkanı sunacağı konuşuldu bir dönem. Ancak bu gerçekleşmedi. Aslında şahısları webcam gibi en basit araçlarla canlı yayın yapmasını sağlayan bu servisler keşfedilince hemen paylaşımcı ruhlu insanlar bize dünyanın her yerinden televizyon yayınları izleme şansını verdiler. Popülerlik artınca birçok yeni servis türedi. Artık teknolojik olarak uygun olan cep telefonlarından bile internette anında yayın yapabiliyorsunuz. Kullanımı oldukça basit olan bu servislerde siz de yayıncılık merakınızı gidermek isterseniz alttaki servisleri deneyebilirsiniz veya sadece keşfetmekle yetnebilirsiniz.
Birkaç ay önce Photokina fuarında fotoğrafçılık dünyasının en önemli iki markası sayılan Canon ve Nikon yeni profesyonel DSLR makinalarında video çekme özelliği eklediklerini açıklayınca büyük bir şaşkınlık yaşandı. "Fotoğraf makinası sadece fotoğraf çekmek içindir" diye isyan eden birçok insan bu özelliklerin gereksiz olduğunu savundu. Biraz zaman geçince sular duruldu tabii. Hatta bu fotoğraf makinaları ile video çeken, hatta oldukça güzel işler de oldu. İşte örnekler. Ben sevdim açıkçası…
30′uncu yaşını sadece birkaç yıl önce devirmiş biri olarak asla otomobillere öyle özel bir ilgi duymadım. Ehliyetimi bile bir yıl önce aldığımı söylersem ilgi derecemi daha iyi anlamış olursunuz. Buna rağmen sinema filmlerinde otomobilleri izlemekten büyük zevk aldığımı da itiraf etmem gerekiyor. Bu yıl gösterilen birkaç filmde otomobiller neredeyse ana rolleri kapınca, hemen sinema tarihinde yer etmiş büyüleyici motor sesli filmleri hatırlamaya başladım. Aklıma hemen "Knight Rider" geldi nedense. Bir televizyon dizisi olmasına rağmen birçoğumuz için unutulmayan olduğu bir gerçek.
Listeye kesinlkle girmeye hakeden filmlerden ilki 1971 yapımı "Vanishing Point". Dodge Challenger’in sürücüsü Kowalski’nin durdurak bilmeyen Amerikan otobanlarındaki yolculuğu seyredene büyük keyif veriyor. Otomobiller kullanıldıkları dönemleri analatabilmek için de referans noktası oluşturuyor. Örneğin "American Graffiti" filmi, 1960′lı yılların havasını çok güzel yansıtıyor. Elbette otomobil deyince en sık akla gelen klişelerden biri de hırsız-polis kovalamacaları oluyor. "The Italian Job" filmindeki Mini Cooper’ların bir soygunda bukadar önemli bir görev alabilecekleri kimin aklına gelebilir ki. "Gone in 60 Seconds" filminde ise otomobiller hedef konumuna dönüyor. Bir hırsızlık çetesi çok kısa bir sürede tam 100 adet otomobil çalabilir mi sizce? Filme göre eğer Ford Mustang kulanıyorsanız yakalanmayacağınız kesin. Bu harika aracın başrolleri paylaştığı bir başka kült film ise "Bullitt". Steve McQueen’in ve Ford Mustang’ın karizması bir olunca San Francisco’nun yokuşlu yolları bile hiçbirşeye engel olamıyor. 1971 yılında Oscar’ları süpüren "The French Connection" ise en iyi polisye filmlerden biri olarak kabul ediliyor.
Elbette tüm otomobilli filmler dram veya polisiye değil. Eğlenmek isteyenler "Smokey and the Bandit" ve zengin kadrosuyla "Cannonball Run"ı, korkmak isteyenler ise Stephan King’in yazılarından canlanan "Christine"yi izleyebelir. Otomobiller bilimkurgu türünde de sık sık kullanılıyor. "Mad Max" serisinin ikinci filminde "Road Warrior" Mel Gibson’un geleceğin dünyasındaki tozlu yolları aşındırırken ve adalet dağıtırken en büyük desteği altındaki araçtan aldığı bir gerçek. Yine "Terminatör" ve "Matrix" serilerinde de otomobiller kahramanlara hayatta kalmaları için yardım ediyor.
Otomobil deyince çizgili filmleri de unutmamak gerekiyor. Anime serisi olarak "Speed Racer" ve "Intial D", animasyon filmi olarak da "Cars" ve daha eski bir örnek olan "Grand Prix" hemen kendilerini hatırlatmayı biliyor. Tabii ki kötülerle savaşırken tekerlekleri tercih eden "Transformers"ları da unutmamak gerekiyor. Otomobiller garip hallere de büründü zaman zaman. Bazen "Batman"deki gibi bir süperkahramanın teknoloji harikası aracı oldu. Gizli bir ajanın kimliği oldu (James Bond). Bazen sahiplerini "Ghostbusters"da olduğu gibi sahiplerini hayalet avlamaya götürdü. Elbette yol filmlerinde de özgürlüğü arayanları, düşünmeden yol alanların kılavuzu da oldu otomobiller (Thelma & Louise). Hatta geleceğe ve geçmişe yolculuk etmemizi bile sağladı (Back to the Future). DeLorean birtanedir. Otomobiller değişse bile "The Driver" ve "Death Race 2000" gibi klasikleri, "Bourne", "The Blues Brothers"ta veya "Ronin"de arabalarla yapılan kovalamaca sahnelerinin herzaman hatırlayan birileri olacaktır. En azından ben unutmayacağımı söyleyebilirim.