1980′ler: Korku Sinemasının Altın ÇağıMay 31, 2008
Aslında çok sıkı takipçisi olmasam da korku sinemasını her zaman sevmişimdir. Son yıllarda özellikle uzakdoğu ülkelerinden çıkan yeni nesil korku filmleri gitgide daha çok ilgi çekmeye başladı. Doğal olarak Hollywood da hemen bunlara el attı. Çünkü bu tür için, birkaç başarılı örnek dışında, neredeyse boş geçen 10-15 yıldan sonra bu yeniden yükseliş anlamına gelebilirdi. Ancak nedense yeni nesil korku filmlerinden asla 1980′lerde izlediklerim kadar tat alamadım.
Belki de bu durumun sebebi bugünkü filmlerin neredeyse sadizm kokan sahnelerinin, çok gerçekçi bir şekilde sunulması olabilir diye düşünüyorum. 20 yıl kadar önce çekilen filmler de çok kanlıydı aslında. Ancak yine de bugüne nazaran daha yumuşak havaları vardı. 10-12 yaşında bir çocuk olarak izlediğim Freddy Kruger’dan sonra asla uykuya dalmayı korkmadım örneğin. "A Nightmare on Elm Street" 80′li yılların en çok ses getiren korku filmlerinden biri olmuştu. Tabii bir de "Friday the 13th" vardı. Buz Hokey maskesi takan seri katil Jason Voorhees bir göl kıyısında ortalığı kana buladıktan sonra bir düzüne kadar filminin daha çekilmesinin yolunu da açtı. Bu kural o dönemde ortaya çıkan birçok film için geçerli oldu. Başka bir deyişle işin cılkı çıktı.

Aslında herşey 1970′li yılların sonlarında başladı. Önce "The Exorcist", sonra da beyaz maskeli Michael Myers’ın sürüklediği "Halloween" filmleri yakaladıkları gişelerden sonra hem türün yolunu açmış oldular, hem de yeni temellerini oluşturdular. Din üzerine kurulu senaryolar ve zeki-yenilmez seri katiller filmlerin ana konusu olup çıktılar. Devam filmleri çekildikçe korkunun türü hafiften fantaziye de kaymaya başladı. Defalarca durdurulan kötü adam tekrar ve tekrar binbir değişik yolla diriliyordu. Uzayan seriler ise aslında kısıtlı bir malzeme sağlayan korku türünde klişelerin doğmasına sebep oldu. Örneğin "Scream" serisinde bu klişeler çok güzel anlatılmıştı bence. En son izlediğimiz "Grindhouse" ise bu konuda hoş bir lezzet bıraktı açıkçası.
Örneğin "Omen"de ve "Children of the Corn"daki gibi çocuklar korkutan oldular defalarca. Teen-slasher türünün en iyilerinden sayılabilecek "Evil Dead" serisi ise gençleri işin içine katarak senaryolara hareket getirdi. Tabii "dead" serilerinde zombiler hala aramızda dolaşıyordu. Tabii kurtadamlar, hayaletler ve vampirler de asla eksik olmadılar sinema perdeleriden. "Alien" ve "The Fly" gibi bilimkurguya daha yakın olan filmlerde yüksek dozda gerilim öğesi kullanılarak filmlerin temposu hep yüksek tutuldu. Tabii evrim geçirmiş vahşi çeşitli türlerden hayvanlar da 1980′li yılların korku sinemasının kollarından birini oluşturdu. "The Texas Chain Saw Massacre" ve "The Amityville Horror" gibi klasikler bugünlerde yeni çekilmiş halleriyle tekrar türü sevenlerin karşısına çıkıyor. "Hellraiser", "The Shining", "The Thing", "Poltergeist" ve "Re-Animator" gibi nice güzel film şimdi izleyince biraz komik gelse bile hala kalbimizde özel bir yere sahip. Artık eskisi gibi bizi korkutmasalar bile…
- Sinema, Dosya | Saat: 6:50 pm | del.icio.us |



